Garip akımıyla düşünce, duygu, beğeni dünyamıza, yaşama yazıyla bakışımıza, kendimizi anlatma biçimimize yön veren Orhan Veli Kanık’ı 70. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

Orhan Veli Kanık, bundan 70 yıl önce 14 Kasım’da dünyadan gittiğinde bize dönülmez bir yol bıraktı. Özellikle biz şiir insanlarına. Üzerine düşünülecek konuşulacak bir dolu mesele de. Örneğin şu yanıtı hem belirgin hem gizemli soru, edebiyatımız için hep tartışılmaya değer bir mesele olarak kalacak. 

Orhan Veli yaşasaydı ne olurdu? Kısacık ömründe, bin yıllardan günümüze sapasağlam uzanan, upuzun Türk şiiri zincirini kırıp, kırdığı yerden yenilikli bir halka ekleyen edebiyat insanı olarak kim bilir daha neler eyleyecekti? Kendi şiiri acaba nereye, nerelere gidecekti?.. 

Melih Cevdet Anday, “Sonradan Oktay Rifat’ın da benim de Garip akımından ayrı bir şiire yönelmemiz, bu ortaklığı zedelemez. Yaşasaydı, Orhan Veli de yeni yollar denemeye kalkacaktı” diye yanıt veriyor böyle sorulara 1988 tarihli “Otuz Sekiz Yıl Geçmiş” adlı yazısında. 

Asım Bezirci ise onun şiirimizdeki yerinin Ahmet Hâşim, Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı, Ahmet Muhip gibi şairlerimizin arasında yer almasını sağlayacak yeterlikte olduğunu belirtir, “… yeni şiirin kurulmasında Orhan Veli’nin büyük payı vardır. 

Gerçi bu payın sınırları bir yere değin şiirimizin yararına olmuştur ama bir yerden sonra da Orhan Veli şiirinin zararına olmuştur. Çünkü kuruculuk hareketi ve apansız gelen ölüm, onun kendi şiirini kurma zamanını daraltmıştır. Neyse ki Orhan Veli bu kısa zamanı dahi çok iyi kullanmasını bilmiştir. Yıkıcılık şiirlerinin ardı sıra kuruculuk şiirleri de vermiştir” der.

DALGACI MAHMUT / SAYIN GÜZEL ADAM, SEVGİLİ ORHAN VELİ

Sayın güzel adam, sevgili Orhan Veli o. Çünkü hem dili, edebiyatı, sanatı, kültürü, ne yaptığını iyi bilen entelektüel Orhan Veli Kanık’tır hem de dilini, edebiyatını, kültürünü iyi bilen, bu üçlünün oluştuğu, oluşturduğu insanına sevgi dolup taşan yurttaş Orhan Veli. 

Sevgiyle daha nelere bakmaz, sevecenlikle neleri boyamaz ki? “İşim gücüm budur benim,/Gökyüzünü boyarım her sabah,/Hepiniz uykudayken./Uyanır bakarsınız ki mavi.” Gök, deniz, sokak, kedi, pantolon, Süleyman Efendi’nin nasırı, İstanbul… Dizelerinde, yaşadığı zamanın mekânın ayağa dikilip canlanmış varlıkları hâlâ capcanlı. “Deniz yırtılır kimi zaman,/ Bilmezsiniz kim diker;/Ben dikerim.” O sözü şiire diktikçe hem neşe dolarız hem duygulanır düşünceye dalarız. Onun gözlerini kapatıp dinlediği, şimdilerde çok değişmiş İstanbul’a biz bazen kulaklarımızı kapatır bakarız. Sonra da bir ıslık tutturur yaşamaya bakarız. “Dalga geçerim kimi zaman da/O da benim vazifem;/Bir baş düşünürüm başımda,/Bir mide düşünürüm midemde,/Bir ayak düşünürüm ayağımda,/Ne halt edeceğimi bilemem.” Bu dizeler örneğin, atom altı parçacıklarıyla uğraşan, insan bedeninin proton nötron haritasını çıkaran günümüz fizikçileri için ne kadar ciddiye alınmalıksa, günlük hayatın içinde pürdikkat koşuşan bizler için de o kadar “dalgacı mahmut” olunmalık.

KARAGÖZ OYNATICISI

Şiirle pek ilişkisi olmayanın bile illa ki bir iki dizesini bildiği, çeviri, dergicilik alanında edebiyata verdiği hizmet ortada şairin usta bir Karagöz oynatıcısı olduğunu biliyor muydunuz? 

Öyküleri de var. Yaşasaydı belki başka öyküler de yazacak, tiyatro oyunları, senaryolar kaleme alacaktı?.. Karagöz oynattığına göre belki de oyunları komediye kafa yoracaktı?..

kaynak: cumhuriyet/ Nurduran Duman

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz