Annesini kurtarmak isteyen genç, babasını bıçakladı. Az sonra aktaracaklarımı bu haberi dikkate alarak değerlendiriniz lütfen. Atom bilimcileri bülteni adlı kuruluş bin dokuz yüz kırk yedi yılında kıyamet saatı adlı bir çalışmasını kamu oyuyla paylaştı. Bu çalışmanın amacı, dünyanın nükleer bir felakete ne kadar yakın durduğunu ya da ne kadar uzaklaştığını dünya kamu oyuna göstermekti. Bin dokuz yüz doksan bir yılında kıyamet saatının yelkovanı gece yarısından on yedi dakika uzaktaydı ve bu uzaklık kaydedilen en uzak mesafeydi. İki bin on beş yılındaysa kıyamet saatının yelkovanı gece yarısına üç dakika kalayı işaretliyordu.

Ya şimdi? Nükleer silahların kullanılabileceği söyleniyor Rusya tarafından. Japonya ve Güney Kore, Kuzey Korenin füze denemelerine karşılık verileceğini açıklıyor. Biz ülkemizin gündemini takip etmekte bile zorlanıyoruz, fakat dünya çok başka bir yere doğru evriliyor. Kutsal metinler insanlığın defalarca yok olduğunu anlatıyor. Bu yok oluşlar doğal afetlerle meydana gelmiş gibi görünüyor. Fakat muhenjodaro ki yazım yanlışı yapmış olabilirim, işte bu şehirdeki buluntular çok farklı ip uçları da sağlıyor. Şehir döneminin koşullarına göre fazlaca teknolojik. Kanalları var, sokakların dizilimi simetrik ve düzenli. Buluntularda insanların birbirlerine sarılarak ve aynı yöne dönük biçimde öldükleri görülüyor.

İnsan kemikleri incelendiğinde bu kemikler üzerinde yaralanma kırık berelenme gibi belirtiler yok. Deprem gibi bir felaketin bu şehri yıktığı da söylentiler arasında. Fakat bir söylenti var ki bu şehrin nükleer bir saldırı sonucu yok olduğu yönünde. Kanıt olarak buluntularda gözlenen ve hala etki gösteren radyoaktif madde ile şehrin yok oluş biçiminin kanıt olarak ileri sürüldüğü bu söylenti, antik astronotlar teorisine kadar dayandırılmakta. Bu teoriye göre mağaralardaki resimlerden bazıları antik astronotları tasvir ediyor. Kartal miferli ve değişik elbiseli insan figürlerinin mağara yaşantısı sürdüren insan için fazlaca aşırı bir düş gücü gerektirdiğini ifade eden antik astronotlar teorisyenleri, bu insanların başka gezegenlerden gelen başka varlıklarla karşılaştıklarını, hatta bunları tanrı ve tanrıça olarak adlandırdıklarını, resimlerini de mağara duvarlarına çizdiklerini belirtiyor. Bilenler bilir, bu konu benim de aklımı kurcalar durur. Kapadokya bölgesinde bulunan ve benim de çocukluğumda ziyaret ettiğim yer altı şehirleriyle ilgili her gün yeni bir bilgi ortaya çıkıyor. Bu bilgilerle birlikte teoriler de ileri sürülüyor. Bu teorilerden birine göre Kapadokya bölgesindeki yer altı şehirleri İskoçyaya kadar tünellerle devam ediyor. Yurdun değişik yerlerinde ortaya çıkarılan yer altı şehri benzeri kalıntılar da durumu iyice ilginç bir hale getiriyor. Acaba insanlık nükleer silah üretim kapasitesine erişip erişip kendisini bu silahlarla yok etmekle mi sonuçlanıp duruyor? Peki bu yer altı şehirlerinde hiç mi eski insanlığa ait kalıntılar bulunmuyor? Kazanlar mezarlar tamam da eğer nükleer silah üretme kapasitesine ulaştıysa insanlık bir vakitler, o döneme ait başka kalıntılar da ortaya çıkmalı değil miydi? Neden böyle olmuyor?

Mayalar İnkalar Astekler ve kayıp kıtalar hakkındaki efsanelere bakılırsa insanlığın kendisini yok edip durduğu düşüncesi hiç de yabana atılası türden değil. Günümüzü düşünsenize? Rusya ve Ukrayna arasında başlayan savaş sanıyorum başka ülkeleri de içine almak üzere. Belarus ve güney kuzey Kore ile Japonya savaşın kıyısında gibi görünmüyor mu? Savaş tacirleri ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok ülkeyi de aynı ateş çemberine atmak istemiyor mu? Ukrayna yanıyor adlı belgeseli izlemenizi öneriyorum. Hem Ukrayna Rusya savaşına farklı bir açıdan bakmanızı, hem de yukarıda yazdıklarımı evet neden olmasıncı bir yaklaşımla okumanızı sağlayacak bu izlence.

Belgesel aslında Türkçe dublajlı, fakat pek çok bölümde çeviri yapılmamış. Yine de anlaşılır ve kavranır cinsten. Efsaneler demişken Hint efsanelerinden birinde yer alan ve nükleer savaşı anlatan bölümleri de araştırabilirsiniz. Elbette Şümer tabletlerine ait okumalarda da bu gibi bazı satır arası bilgiye rastlamak mümkün. Sahi saat kaç? Belki biz değil ya çok sonrakilerin kıyamet saatının tam gece yarısını gösterdiği ana tanık olacaklarından eminim nedense.

Belki, sadece bir belkilik kurtuluş payımız var.

Belki de sıra, bizde…

FIRAT AVCI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here