Ekran önünde geçirilen her saat, bir ihtiyacın değil bir bağımlılığın göstergesi olabilir. Sosyal medyada içerik üreten insanları izlediğimizde fark edilen ilk şey şu: Başlangıçta söyleyecek bir şeyleri var. Sonra o şey bitiyor. Ama ekrana bir kez çıkıldı mı geri dönmek istemiyor.
Dijital ortam bir kapı araladı. Şöhret olmadan, emek vermeden, bir alanda gerçekten derinleşmeden önüne geçmenin kapısı. Yıllarca magazin ve sanat dünyasını uzaktan izleyenler, o ekranlardaki yüzlere imrenenler, sosyal medyayla birlikte kendilerine yeni bir sahne buldu. Üstelik bu sahne onlara yalnızca var olma değil, geçme ve geçtiğini ilan etme cesareti de verdi. Bu cesaret çoğu zaman bilgiden değil, görünürlükten besleniyor. Kameraya bakmak, mikrofona konuşmak, düzenli içerik üretmek başlı başına bir yetenek sayılmaya başlandı. Gerçek şöhretin arkasındaki yıllar, emek, başarılar ve başarısızlıklar görünmez oldu. Görünen tek şey ekran oldu.
Bir alanda söylenecek doğru şeyler bellidir. Beslenme, sağlık, kişisel gelişim, finans. Bu alanlardaki temel bilgi onlarca yıldır aynı. Değişen bir şey yok. Ama içerik üretme zorunluluğu durmak bilmiyor. Tekrar başlıyor önce. Aynı bilgi farklı başlıklarla sunuluyor. Sonra abartı geliyor. Ardından çelişki. Dün söylenenin tersi bugün “yeni keşif” olarak sunuluyor.
Takipçi sayısı düşmeye başladığında panik görünür hale geliyor. Çözüm içeriği geliştirmek değil, yeni platform bulmak oluyor. Orada da aynı tükeniş başlıyor, sadece biraz daha geç. Her yerde olmak isteği aslında hiçbir yerde güçlü olmamakla aynı şey. Derinlik değil, yüzey genişliyor.
Yorumlara verilen cevaplar da bu sürecin bir parçası. Başlangıçta okuyucuyla kurulan diyalog sağlıklı ve değerlidir. Ancak zamanla bu diyalog onay arayışına dönüşüyor. Eleştiri savunmayla, övgü aşırı teşekkürle karşılanıyor. İçerik üretmek değil, görünmekte kalmak asıl amaç haline geliyor.
Beğeni ve takipçi bildirimi beyinde dopamin üretiyor. Bu mekanizma iyi bilinir. Azaldığında yoksunluk başlıyor, arttığında yeni doz aranıyor. Farkında olmadan kurulan bu döngü içinde söylenenin doğruluğu değil, söyleyenin görünürlüğü öne çıkıyor.
Tüm bunların üstüne bir de oturduğun yerden para kazan söylemi eklendi. Emek gerektirmeyen, uzmanlık istemez, sadece kamera ve internet bağlantısı yeterli. Bu söylem görünürlük bağımlılığına ekonomik bir kılıf giydirdi. Artık ekranda olmak hem kimlik hem de geçim kaynağı olarak sunuluyor. Sorgulanmadan kabul gören bu model aslında çok basit bir yanılsamanın ürünü: Görünmek, bir şey bilmek demek değildir. Ekranda olmak, söz sahibi olmak demek değildir.
Bu soruyu soranlar büyük ihtimalle yorumlara cevap veren, her platformda hesap açan ve oturduğu yerden para kazanmayı hayal edenlerdir.

