Dünyanın tanınmış performans sanatçılarından Marina Abramovic, 5 saatlik performansıyla insanları ağaçlarla yeni bir ilişki kurmaya davet etti. Bu çağrıya kulak verip yalınayak dalmalı gördüğümüz ilk yeşilliğin içine, konuşmalı bir kuşla, sarılmalı bir ağaca, sınırlı da olsa en ufak doğa parçası ile bir olmalı ve odağında insanın olmadığı ortak yaşam imkânlarını düşünmeli.

Ağaç, sözlük anlamına göre; meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitkidir. Aynı zamanda tahta, kereste gibi yapım malzemesi olarak nitelenir. İnsanmerkezci perspektiften bakılarak oluşturulmuş sözlük anlamında ağaç insanın ihtiyacını karşılama özelliği üzerinden anlam bulur ve varlık kazanır ki bu anlayışı kuvvetlendiren, meşrulaştıran ise kutsal metinlerdir. Yaratılış hikâyesinin altıncı gününde Tanrı suretinde yaratılan ilk insana, yeryüzü ve üzerindeki hayvanlar, bitkiler kısacası tüm canlıların egemenliği verilir. Egemen insan, ihtiyacını karşılamak üzere yaratılan, hazır, verili, doğal kaynağı istediği gibi kullanmakta, değiştirip düzenlemekte, evcilleştirmekte, tüketmekte, kurban ve yok etmekte özgürdür. Ya da özgür olduğunu sanır. Neredeyse evlerimizden çıkma özgürlüğümüzün bile kalmadığı bu günlerde, nefes almak için, yaşamak için ağaca, doğaya (her zamankinden fazla) ihtiyacı olanın, uyum sağlaması gerekenin insan olduğu aşikâr. Bugün şehrin içinde sıkışmış da olsa bir ağaca tekrar ama farklı bir gözle bakmaya daha fazla ihtiyaç var.

SANAT DA ORTAK YAŞAM ARAYIŞINDA

İki bin yılı aşkın bir süredir baktığımız gibi bakmaktan, doğayı ihtiyacımızı karşılayan bir kaynak olarak görmekten vazgeçmenin tam sırası. İnsanın baskın bir jeolojik fail olarak dünya üzerinde bıraktığı izin gittikçe artması, karşı karşıya olduğumuz küresel ısınma, kuraklık, iklim krizi gerçeği ve kendimizi birden bire içinde bulduğumuz Covid 19 pandemisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan çevre hareketlerinin günümüzde daha çok insana ulaşmasına ve daha çok konuşulmasına neden oluyor. Sanat da bu hareketlerin etkisi ile insanmerkezci ve insanbiçimci sanat anlayışından gittikçe uzaklaşıyor. Farklı görme biçimleri, canlılar arasındaki taksonomilerin önemsizleştiği, ortakyaşam olasılıklarının arandığı bir sanat anlayışı (greenwashing çalışmaları dışında) yaygınlaşıyor.

Diğer yandan ağacın farklı kültürlerde farklı ve derin anlamlar içerdiğini hatırlamak da önemli. Kökleri ile yeraltı, bedeni ile yeryüzü ve dalları ile gökle ilişki kurarak bu üç âlemi bir birine bağladığına inanılır, Şamanlar dallarını göğe yükselmek için basamak olarak kullanır. Hayat ağacı olur Selçuklularda, Hıristiyanlıkta asli günahın işlenmesi için meyvesini verir, İsa’nın çarmıhı olur. Yenilenmenin, zamanın geçişinin, kimi örnekte ölümsüzlüğün sembolü olur. Bir parkta, kesilmesini önlemek için sarılırsın, birden bire direnişin sembolü olur.

ON BEŞ DAKİKA SARILMAK ŞİFA KAYNAĞI

Dünyanın en tanınmış performans sanatçılarından Marina Abramovic, 5 Aralık’ta Sky Arts kanalında gerçekleştirdiği 5 saatlik bir performansıyla insanları ağaçlarla yeni bir ilişki kurmaya davet etti. Son dönemdeki performansları ile performansı dayanıklılık, meydan okuma, protest, provakatif, avangard içeriğinden, amaç ve anlamından çıkartarak, popüler kültürün ve kişisel gelişimin bir parçası haline getirmesi üzerinden sıkça eleştirilere hedef olsa da Abramovic’in bu performansıyla (ki bu performansından da buram buram popüler kültür kokuları yükseliyor) yaptığı çağrıyı önemli buluyorum. Çağrısında ağaçların insanlar gibi olduklarını, zekâları, hisleri olduğunu, birbirleri ile iletişim kurduklarını ve aynı zamanda onların birer sessiz mükemmel dinleyiciler olduklarını söyleyerek onlara sarılmaya, onlarla konuşmaya davet ediyor. En az on beş dakika bir ağaca sarılmanın, onunla konuşmanın iyileştirici bir etkisi olacağını vurguluyor. Ağacı şifa kaynağı olarak insana faydası üzerinden düşünmek insanmerkezci bakışın izlerini hala taşır. Ancak bir ağaca öylesine nedensiz sarılmak, sana cevap vermese de onunla konuşmak, sosyal mesafemizi arttırmamız gereken, beton yığınlarının içinde sıkıştığımız bu günlerde doğayı farklı bir gözle görme, onun ihtiyaçlarını anlamak ve önceliklerimizi gözden geçirmeye de olanak sağlıyor. Bu çağrıya kulak verip yalınayak dalmalı gördüğümüz ilk yeşilliğin içine, konuşmalı bir kuşla, sarılmalı bir ağaca, bulduğu ilk aralıktan gökyüzüne açmalı kendini, şehrin içinde, sınırlı da olsa en ufak doğa parçası ile bir olmalı ve odağında insanın olmadığı ortak yaşam imkânlarını düşünmeli. Bu belki de romantize ve estetize edilmiş naif bir bakış. Bu kadar gerçeklik ve hızlı akış içinde biraz içe ve doğaya dönebildiğimiz böylesi saf bir bakışa hangimizin ihtiyacı yok ki?

Abramovic’in çağrısı ve performansın kısa bir bölümü..

kaynak birgun.net/Nagehan Kara

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz