Bir haftasonu ,yarınında sevgiye dair bir kutlama taşıdığı düşünülen bir Cumartesi işte. ( Ne tuhaf, sevgililere davranışından ve sonrası yasak sevgisinden dolayı idam edilen bir rahibin idam gününü kutlamak) Totemi olanlar bilir bazı gün ve sayılar uğurludur, benim de hem 13 sayıma hem de Cumartesi günüme denk geldi bugün. Hep sevdim Cumartesileri. 13 ve Cumartesi, ikisi de uğurlumdur. Yaşıyorum, sağlıklıyım... Herneyse işte. Birşeyler yazmak istedim, yarına dair... Bir kaç on yıldır; 1981 den beri, Hıncal Uluç beyfendinin Amerikalı eşi Holly sayesinde öğrendiği ve Erkekçe’ye yazdığı yazıdan dolayı hepimizin de öğrendiği bir gün Sevgililer Günü. Bir rahibin ölüme götüren davranışının ve aşkının iki yüzyıl gibi bir zaman sonra, hükümdar eliyle Pagan bayramına da denk getirilip kutlanması olayı. Benim diyeceğim geçmişin anlatımı gibi bir şey değil, zaten bilinen şeyleri tekrarlamak kimin işine yarar ki? Her zamanki gibi içimden gelenleri paylaşıp gideceğim yine.

Yâr, cânân, mâşuka, manita (bu biraz farklı ama olsun), aftoz, ve dilimizdeki hali ile sevgili...

Farsça haliyle “Yâr” ve “cânân” Şiirimize, şarkımıza da çok yakışmış yıllar yılı... Ama ilk ikisinin anlamını en çok sevdiğimi söylemem gerek. Dost, Yakın olan.  Ne dersiniz, bir sevgilide en çok buna ihtiyacımız yok mu? “mâşuka” da Osmanlıca kökenli, âşık olunan, sevgili anlamında. Ama bir tanesi var ki, hani şu İtalyancada mantueta iken  dilimize geçerken manita olanın anlamı hiç de hoş değil. “elde tutulan, avuç içinde olan”, bunu bilmezken de kızardım bu söze, şimdi daha çok kızıyorum. Zaten iyi niyetle kullanıldığını da pek duymadım sanırım, argo diye düşündüm hep. “Aftoz” da Pontus Rumcasından geçmiş dilimize, sevgili anlamında. Eski türk filmlerinde duyardık en çok. Rize’ de kullanılıyormuş yine. Kelimeler arası yolculuk olayına girmeyelim daha çok, zira bu yollarda kendimi kaybederim. En güzeli “sevgili” , dilimiz güzel zira. Bana hep içinde bişeyi barındıran olarak gelir bu kelime de. Hani, “çiçekli, acılı, sevinçli, kuşlu, mavili...” deriz ya, işte tam da öyle. O kişi ki, içinde sevgi var, hem bize taşıdığı sevgi, hem de bizden ona olanı taşıyan. Eh, bunun da bir doruk seviyesi var ki, bunun adı aşk. Hangimiz bilmez ki? Sanırım en güzel duygularımızdan. İyi ki var. Tanrıya sevme yetisi verdiği için hep şükrederim. “Ya olmasa” diye düşünemiyorum bile.

Yaşarken sevdiğim şeyleri düşünüyorum. “Şeyler” dedim, çünki sadece insanlar değildi sevdiklerim. Öyle çok şey sevdim ki, seviyorum ki. Sınırı olmayan ve paylaştıkça çoğalan en güzel yanımız bu olsa gerek. Sanırım, farkında olmadığım ama bana anlatılan en hoş sevgi olayım, ne acelam varsa sekiz aylık yürüdüğümde gezmekten dönerken, çocuk arabasından yere inip bir yavru kediyi kucaklayıp eve getirmem. Ebeveynlerim de beni kırmayıp onu sahiplenmişler. Hâlâ hep kediler var yaşadığım bana dair her yerde. Severim kediler başta olmak üzere, kargaları, baykuşları, her hayvanı. Tanrı yarattıysa vardır bir sebebi deyip. Güzel şiirleri, kitapları, filmleri, çiçeği böceği, canlı cansız pek çok şeyi de seviyorum. Her zaman hemcinslerimi daha çok sevip yanlarında durayım dedim ama bugüne dek, annemle bir kaç dost hariç bunu başaramadım. Kadınlar zor yaratıklar, erkekler bize göre çok daha düz. Onlar nereye kadar nedir bilebiliyor insan, kadınlar çok şaşırtıyor. Elbette genelleme yapmıyorum ama öyle sanıyorum. Herkesin sevgide ve her türlü insan ilişkisinde farklı yorum ve istedikleri-istemedikleri  var tabii ki. Ama sevginin olduğu her yerde mutlak bir güzellik vardır, bunu kimse inkar edemez, önemli olan da bu.

Yarın Sevgililer Günü; dilerim herkes gönlünce yaşasın. Ne kutlayana diyecek sözüm var, ne kutlamaya karşı olana. O kadarcık da özgürlük olsun değil mi ama? Bence sevgiye dair bir kazanımımız varsa, bu hergünkü sevincimiz, teşekkürümüz olmalı. Armağan vermek dersek, illâ da yarın diye diretmek olmaz, sevgiliyi görüp yanında olabilmek en güzel hediyedir. Yazmak istemiyorum ama bu gerçekten bir sektör halinde artık, kapitalizm dur durak bilmiyor. Belli günlerde çılgın bir teşvik var alışverişe ve ben bunu sevmiyorum. Doğru gelmiyor. Reklamcı iken bile o güzelim boğazın bağrına kazık gibi çakılmış Tarabya otelinin methiye reklam metnini yazmamak için çok direnmiştim. Her şey para değil, para ile değil, para için olmamalı ama olmuyor işte. Neyse.

Distopya filmlerini izlemeyi seviyorum. Onlarda, yıllar önce, birbirine dokunmadan seven insanlar ne tuhaf gelirdi. Bu global virüs şimdiden bizi o hale getirdi, ne sevdiği her hangi birine ne de sevgilisine sarılamaz hale geldi insanlık. Şimdilik en azından görebilecek gibiysek eğer, arayalım, görelim, konuşalım, sanal da olsa sarılalım, yanımızda ise ne âlâ, daha ne olsun...  Onun bir gülüşü bile en güzel hediyedir. İnternetten hediye ısmarlayanımız var, tek bir gül sunacak olan da, kamyonla gül dökecek olan da...Ya da hepsinden farklı simgesel bir şeyi düşünebilen de. Her nasılsa incelik sunan herkes gönlünce yaşasın bugünü diliyorum.

Birini sevmek, düşünmek, hayatına tanıklık etmek incelik ister, emek ister. Sevgi canlı bir olgudur beslenmek ister. Ama en çok da, aynı hissedip farklılığa da saygı duymayı ister... Tabii ki o Tristan ve Isolde, Romeo ve Juliet, Leylâ ve Mecnun ...aşkları artık yok ama aşk her zaman aşktır ve kişilerine göre çok özeldir... Hani derler ya; “sev seni seveni” diye, yok öyle bir şey, her seven de sevilmiyor. En güzeli, seveni seviyor olmak diyorum. Sevdiğimizin de bizi seviyor olması hali. Güzel Yunus’umuz ne demiş; “Sevelim,sevilelim”. Ve sevgili Bozkırın Tezenesi “sevenim, sevgilidir”.Karşılık bulduğunda en üretici olan şey sevgidir zira. Tüm sevenlere, sevilenlere, sevgiyle selamlar... Nicelerine.

SUNA ÇİFTCİ

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış