Size de olur mu bilmiyorum ama benim çok sık yaptığım bir edimdir bir şeylerin peşine düşüp savrulmak. Eminim şimdi çoğunuz, “Nasıl yani?” diyor. Hemen söylüyorum. Durup dururken, her hangi bir şeyle uğraşırken, bir yazıyı okurken, bazan yürürken, bazan yemek yaparken…bu liste çok uzatılabilir anlayacağınız üzre, bir kelime, bir müzik, bir filmin bir sahnesi, bir oyuncu, bir yer, bir isim…aklıma geliverir. Hepsinin tek ortak özelliği, her ne ise tamamlanmamış, eksilmiş ya da ilk kez rastlanıyor olmasıdır. İşte bu gibi zamanlarda iş başa düşer ve başlarım o konuda çalışmaya. Adını bilmediğim, unuttuğum bir film midir mesela, oyuncularını yazarım. Konusunu hatırlarım, bazan da onu yazarım arama motorlarına. Önceden biliyorsam da, not almışımdır, onlara bakarım. Daha olmazsa bu konuda uzman dediğim arkadaşlar vardır, sorarım. Ama illa ki bulurum, en çok  bir arama motoru eşlik eder bana bu konuda ne yalan söyleyim. Geçen yıl bir melodiye takıldığımda müzisyen bir arkadaşıma ses kaydı yolladım mırıldanabildiğim kadarıyla, hemen cevabı geldi sağolsun. Eğer sonuca ulaşamadığım bir durum olursa işte o zaman uyku durak yoktur bana, Allah vermeye…

Bugün gündüz bir paylaşım platformunda gezinirken hoş bir paylaşım vardı ve altındaki yorumlarını okumak gibi bir adetim de vardır genelde bu tarz paylaşmların. Zira oradan da bir şeyler öğrenirim. Yorumları okurken hiç bilmediğim bir kelimeye denk gelmez miyim! Özdilimi seviyorum, bu tartışma götürmez, ancak yakın zamanlarda edebi eserlerimizde de kullanılan Arapça-Farsça kelimeleri de reddettiğimi söyleyemem. Nasıl ki radyo, televizyon, gardrop, pantolon diyorsak ve yadırgamıyorsak, Doğudan geldikleri için mi bu kelimeleri kullanmamalıyız? Bu çok saçma ve gördüğünüz gibi “kelime” diyorum “sözcük” yerine, böyle söylemek hoşuma gidiyor. Çoğumuzun yaptığı gibi , ilgi de diyoruz alaka da, öğrenci de diyoruz talebe de… Bunlar bir dilin zenginliğidir bence, yozlaşma başka türlü olur. Evet, konuyu dağıtmadan denk geldiğim kelimeyi yazayım; MÜNTEHİR. Paylaşıma bakarak, ne anlama gelebileceğini üç aşağı beş yukarı anladım. Tabii ki emin olmak, kimlerin nerelerde nasıl kullandığını da öğrenmek lazımdı.

Güya gündelik hayatta çok kullanılırmış TDK metinine göre. Hayret! Nedense duymamış olmaktan utanmalı mıyım, bilemedim. Kökeni tahmin ettiğim gibi Arapça imiş. Anlamı da “intihar eden” demekmiş. Arapçadaki “nahr”-kurban kesmek kökünden geldiği söyleniyor. (İlk kullanımlarının da Tanzimat çevirilerinde olduğunu okudum bir yazıda) Bu arada gözüm bir başka kelimeye de merhaba diyor onu ararken hemen onun yanında, “müntehi” sanırım ikisinin birbiriyle bir bağı da olmalı, zira o da “sona eren” anlamındaymış… Bunları paylaşmaya karar verdiğimde de Enver Ercan’ ın ölüm günüydü (22 Ocak 2018 de yitirdik değerli şairimizi) ve tesadüftür ki, onun bir kitabı da var arkadaşlarının anlatımıyla,“İntihar şairleri” adında, denk geldi… Otuzbir şairi anlatmışlar orada. ( Beşir Fuad-ilk intihar şairimiz, Sadullah Paşa, İlhan Şevket, Rabia Bayraktar, Metin Akbaş, Can İren, Yetik Ozan,Kaya Çanca, İmam Aygün, İlhami Çiçek, Soysal Ekinci, Nilgün Marmara, Orhan Talat Şalcıoğlu, Nazir Akalın, Hüseyin Alaçatlı, Kenan Özcan, Kemal Taştekin, Kaan İnce, Zafer Ekin Karabay, Özge Dirik (sanırım en genci o olmalı, çok severim), Can Tanyeli, Onursal Yakuboğlu…

Ve sanat dünyasından, yaşama kendi eliyle güle güle deyip gidenlerden ilk aklıma gelenler;  Mayakovski, Cesare Pavese, S. Zweigh (eşi ile birlikte), Jack London, Virginia Wolf, Sylvia Plath, Vangelis, Egon Schiele, Nilgün Marmara… Kimbilir belki de Sartre’ın dediği gibi “dünyada var olmanın başka bir yolu”dur bazıları için ya da yaşama uğraşından caymadır bir anlamda, Pavese’nin yaptığı gibi… “Sözler değil eylem. Artık yazmayacağım” –Cesare Pavese.

*Şairsem bedelini ödedim– Nazir AKALIN

*Ey, iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben– Nilgün MARMARA

*Bütün ömrüm, ufkun o tatlı renkleri altında geçecek sanmıştım– Soysal EKİNCİ

* Karşıdan karşıya geçerken eli bırakılan çocuklardık– Zafer Ekin KARABAY

Bir büyük şairimizin dilinden, “ASLOLAN HAYATTIR” diyorum kendimce, onlara da saygımı eksik etmeden tabii ki…

ANILARINA SAYGIYLA…

SUNA ÇİFTCİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here