DİJİTAL GEVEZELİĞİN KİTLESEL KUŞATMASI

DİJİTAL GEVEZELİĞİN KİTLESEL KUŞATMASI
Paylaş

Sosyal medya platformlarının ilk dönemindeki ilgi alanına göre içerik vaadi tamamen çökerken, ekranlar şöhret peşindeki gevezelerin kuşatmasına uğradı. Her köşeden yükselen abartılı sesleri, taklit şöhretleri ve ekran başında ömür tüketen kitlelerin bu şovunu dürüstçe özetliyoruz.

Sosyal medya uygulamalarında saatlerimizi harcarken aslında hepimiz karakterimizin en belirgin özelliklerini ekrana yansıtıyoruz. Kimimiz sadece eğlenmek, kimimiz ise gizlice birilerini dikizlemek veya her şeyi çılgınca depolamak için orada. Etrafımdaki insanlara biraz dikkatli bakınca, herkesin dijital dünyada bir şeyler anlatma derdinde olduğunu fark ettim.

HER KÖŞEDE BİR BİLGE

YouTube, TikTok veya Instagram fark etmeksizin her mecradan aynı gevezelik yükseliyor. Ne kadar gereksiz tip varsa hepsi internette bir şeyler anlatma derdinde. Spor salonundan fırlayanlar, hava durumundan kehanet çıkaranlar, sağlık ve beslenme konusunda akıl veren o çok bilmişler ordusu ekranı doldurdu. Platformların o ilk günlerindeki “ilgi alanınıza göre video sunarız” söylemi artık tamamen işlevsiz bir yalana dönüştü. Karşımızda sadece etkileşim kasmak için bağıran, yaygara koparan ve durmadan konuşan kitleler var. Herkesin her şeyi bildiği bu dijital çağ, aslında devasa bir niteliksiz ses gürültüsünden ibaret kalıyor.

Platformların sunduğu bu kontrolsüz hareketlilik, doğal olarak kendi pazarını ve unvanlı uyanık fenomenlerini de beraberinde getiriyor. Profiline prestijli bir sıfat ekleyen herkesin bir gecede ekran uzmanı kesildiği, meslek gibi her gün aynı saatte yayına girdiği tuhaf bir dönemden geçiyoruz.

UNVANLI FENOMENLERİN EKRAN SEVDASI

Normal zamanda randevu bile bulamayacağınız koca profesörler, doktorlar bile artık ekran karşısında bir şeyler anlatma telaşında. Tıp, tarih, borsa anlatanlar, para çoğaltma aklı verenler, önündeki metni ezbere okuyanlar her yeri kapladı. Kaliteli içerikler olsa da Shorts videolarına sıkışan bu düzende soyunanlar, zoraki komiklik yapanlar ve yapay zekaya metin yazdırıp akıl alanlar bir meslek gibi her gün aynı saatte yayına giriyor. Sahte gülümsemeler ve değişen ses tonlarıyla yapılan bu yayınlar, bizi sosyal medyanın asıl amacını sorgulamaya itiyor. Ekran, en saygın unvanları bile kendine köle etmeyi başarıyor.

Her şeyin çevrim içi olduğu, bulut sistemleriyle tek tıkla her veriye anında ulaştığımız bu online çağda bile, kullanıcıların arka planda yürüttüğü akılalmaz bir arşivleme çılgınlığı göze çarpıyor.

DİJİTAL ÇAĞDA İSTİFÇİLİK ÇELİŞKİSİ

Sürekli müzik indirenler, video ve resim depolayanlar cihazların hafızalarını çılgınca dolduruyor. Aslında bu online düzende hiçbir şeyi saklamaya gerek yok. Peki, neden bu saklama ihtiyacı hissedilir ki? Cevap net: İnsanoğlu dijital dünyaya güvenmiyor. Platformların bir gün ansızın kapanacağı, içeriklerin silineceği korkusu ve “buna sadece ben sahip olayım” diyen o ilkel mülkiyet açlığı bizi dijital birer istifçiye dönüştürüyor. Bulut sistemlerinin sunduğu sonsuz rahatlığa rağmen, elimizde somut veri tutma dürtümüzü bir türlü yenemiyoruz. Geçmişin toplama refleksini sanal dünyaya aynen taşıyoruz.

Görünür olma pazarındaki bu yırtınma, her yaştan ve her gruptan insanı kısa yoldan popülerlik kazanma hırsına sürüklüyor. Ancak bu kitlesel şöhret çılgınlığının gözden kaçırdığı sosyolojik gerçekler var.

Sosyal medyadaki bu kontrolsüz yırtınmanın arkasında tek bir hırs yatıyor: Kısa yoldan şöhret olmak. Ancak bu kitlesel çılgınlığın unuttuğu çok çıplak bir gerçek var. Bir önceki neslin gerçek şöhretleri yerini korurken, hiçbir vasfı olmayan bu yeni yetmelerin dijital vitrinde kalıcı bir değer üretmesi imkansız. İnsanoğlunun ömrü üç aşağı beş yukarı bellidir ve eski kuşak sahneden çekilmeden, sırf ekranda konuşarak yeni bir ikon olamazsınız. Platformların bedelli şöhret düzeninde debelenen influencer özentileri, popüler kültürün geçici ambalajları arasında kaybolup gitmeye mahkum, komik birer figür olarak kalıyor.

Ekrandaki bu gevezelik panayırı, sadece içerik üretenleri değil, onları çılgınca tüketen ve günün büyük bölümünü ekran başında eriten kitlelerin de psikolojisini doğrudan yönetiyor.

EKRAN BAŞINDAKİ ŞARTLI YAŞAMLAR

Toplu taşımada, kafede veya sokakta kafasını ekrandan kaldırmayan insanlara bakıyorum. Herkes sürekli bir şeyleri kaydırarak anlamsızca gülüyor ya da dikizliyor. İnsanlık, algoritmaların önüne fırlattığı bu içi boş içeriklerin arasında kendi hayatını sessizce harcıyor. Üstelik bu dijital kuşatma sadece izlemekle de bitmiyor; bazıları sırf didişmek, kavga çıkarmak ve kendi egolarını tatmin etmek için yorum satırlarında pusuda bekliyor. Karakter zaaflarını çok iyi yöneten bu uygulamalar, bizi dürüst üretimden koparıp sadece tüketen ve klavye başında birbiriyle savaşan veri paketlerine dönüştürüyor.