Gün geçmiyor ki kutlanmayan, adı olmayan bir gün olarak yaşansın. 24 Kasım’ı da Öğretmenlere vermişiz. Neden? 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Atamıza, 1 Kasım harf devriminden sonra,”Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu unvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayımlanması ile resmileşmişti. Atamızın yüzüncü doğumyılı olan 1981 de bu günün Öğretmenler Günü olarak kutlanmasına başlandı. Keşke ilk günden beri bu şekilde kabul edilip kutlansa idi demekten kendimi alamıyorum. Neden bir darbeden sonraki günlerde böyle oldu ki? Tüm dünyadan ayrıksı bir günde kutluyoruz… Ama değişik günlerde kutlayan bir kaç ülke de var bizden başka. Atamız her zaman başöğretmenimizdir, ona kimsenin itirazı olamaz zaten.

Atatürk Manevi Kızı Ülkü ile

Pek çok ülkede  5 Ekim 1994 de , 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni n oybirliği ile kabul edilişi, Öğretmenler günü olarak Kutlanmaya başlanmıştır. Bunlar hepimizin malumu zaten. Onlarda öyle, bizde böyle, her neyse…

Yazılarda rakamları çok sevmiyorum, genelde matematik problemi değilse sayıları sevmiyorum zaten. Bu yüzden “şu kadar öğretmenimiz var”, “şu kadar okul, derslik, öğrencmiz var da demiyorum. –son not olarak yazarım belki- İsteyen arar bulur. Ama ; Atanamayan öğretmenlerimiz var diyorum. Atandığı halde pandemi yüzünden işe başladı sayılsa da maaş alamayan öğretmenler var diyorum. İşe başladı sayıldığından başka işe girme şansını kaybetmiş olduklarını da…

Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenlik en saygın mesleklerdendi, hatta en saygın meslekti. Çünki; yükselen yeni neslin emanet edildiği kişilerdi onlar, ata böyle bir görev vermişti onlara. Onlar da en güzelinden ifa ettiler o yıllarda. Sonrasında bozulan pek çok değer gibi bu değerler de değişti, öğretmenlere kız verilmediği , tek başına çalışıyorsa ev  verilmediği günler gördük.

Öğretmenler gerçekten çok çetin koşullarda çalışıyorlar… Hele de anaokulu, ilk öğretim ve özel öğretim öğretmenleri.  Genelgeçer şartların dışında bir de yaş grubu olarak şekillendirecekleri insanlar var karşılarında… Ebeveynlerinin aratatillerde bir iki hafta katlanamayıp, bıkıp, yaztatillerinde yaz okullarına gönderdiği çocuklar bazıları… Kolay değil, zor iştir öğretmenlik. Takdiri de yetersizse, içini acıtır insanın.

Hala köylerde evden getirilen odunlarla soba yakan öğretmenler var, okulunu kendi boyayıp tamir eden, öğrencisini sırtında taşıyanı da var. Bu yüzden bazan anababadan yakındır öğretmenlerimiz. Çocuklarımızda ve bizde de tabii, emekleri çoktur. Fen bölümündeydim ama, dünyaya farklı gözlerle bakmamı sağlayan edebiyat, mantık ve sosyoloji öğretmenlerimi hiç unutmam… Yaşıyorlarsa ömürleri uzun olsun. Dünyadan gitmişlerse Allah rahmet eylesin.

Pandemi dönemi… Hepimizin, her şekilde korunması gereken bir dönem. Okullar kapalı, ama Özel eğitim veren merkezler açık… Özel eğitim öğretmenleri katmerli risk altında maalesef. Mesafe, temizlik…ayrımında olamayabilecek gibi öğrencilerle uğraşıyorlar.Öğrenciler de risk altında elbette. Ve aileler ve çevresi…Bu çifte standartları hiçbir zaman anlayamadım ki, yine anlamıyorum.

Güzel şeyler yazmak isterdim aslında, ama olmayan bir şeyi yazamadım galiba. Dilerim kutlanmaya değer günlerde güzellikle, onurla kutlayacağımız, öğretmenlerimize hak ettikleri değeri verdiğimiz günlerde kutlarız bu günü… Birgün, ama bugün değil.

SUNA ÇİFTCİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here