logo

24 kasım geldi yine, Öğretmenler Günü…

Suna Çiftci

Suna Çiftci
katina8191@gmail.com
24 kasım geldi yine, Öğretmenler Günü…

Gün geçmiyor ki kutlanmayan, adı olmayan bir gün olarak yaşansın. 24 Kasım’ı da Öğretmenlere vermişiz. Neden? 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Atamıza, 1 Kasım harf devriminden sonra,”Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu unvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayımlanması ile resmileşmişti. Atamızın yüzüncü doğumyılı olan 1981 de bu günün Öğretmenler Günü olarak kutlanmasına başlandı. Keşke ilk günden beri bu şekilde kabul edilip kutlansa idi demekten kendimi alamıyorum. Neden bir darbeden sonraki günlerde böyle oldu ki? Tüm dünyadan ayrıksı bir günde kutluyoruz… Ama değişik günlerde kutlayan bir kaç ülke de var bizden başka. Atamız her zaman başöğretmenimizdir, ona kimsenin itirazı olamaz zaten.

Atatürk Manevi Kızı Ülkü ile

Pek çok ülkede  5 Ekim 1994 de , 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni n oybirliği ile kabul edilişi, Öğretmenler günü olarak Kutlanmaya başlanmıştır. Bunlar hepimizin malumu zaten. Onlarda öyle, bizde böyle, her neyse…

Yazılarda rakamları çok sevmiyorum, genelde matematik problemi değilse sayıları sevmiyorum zaten. Bu yüzden “şu kadar öğretmenimiz var”, “şu kadar okul, derslik, öğrencmiz var da demiyorum. –son not olarak yazarım belki- İsteyen arar bulur. Ama ; Atanamayan öğretmenlerimiz var diyorum. Atandığı halde pandemi yüzünden işe başladı sayılsa da maaş alamayan öğretmenler var diyorum. İşe başladı sayıldığından başka işe girme şansını kaybetmiş olduklarını da…

Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenlik en saygın mesleklerdendi, hatta en saygın meslekti. Çünki; yükselen yeni neslin emanet edildiği kişilerdi onlar, ata böyle bir görev vermişti onlara. Onlar da en güzelinden ifa ettiler o yıllarda. Sonrasında bozulan pek çok değer gibi bu değerler de değişti, öğretmenlere kız verilmediği , tek başına çalışıyorsa ev  verilmediği günler gördük.

Öğretmenler gerçekten çok çetin koşullarda çalışıyorlar… Hele de anaokulu, ilk öğretim ve özel öğretim öğretmenleri.  Genelgeçer şartların dışında bir de yaş grubu olarak şekillendirecekleri insanlar var karşılarında… Ebeveynlerinin aratatillerde bir iki hafta katlanamayıp, bıkıp, yaztatillerinde yaz okullarına gönderdiği çocuklar bazıları… Kolay değil, zor iştir öğretmenlik. Takdiri de yetersizse, içini acıtır insanın.

Hala köylerde evden getirilen odunlarla soba yakan öğretmenler var, okulunu kendi boyayıp tamir eden, öğrencisini sırtında taşıyanı da var. Bu yüzden bazan anababadan yakındır öğretmenlerimiz. Çocuklarımızda ve bizde de tabii, emekleri çoktur. Fen bölümündeydim ama, dünyaya farklı gözlerle bakmamı sağlayan edebiyat, mantık ve sosyoloji öğretmenlerimi hiç unutmam… Yaşıyorlarsa ömürleri uzun olsun. Dünyadan gitmişlerse Allah rahmet eylesin.

Pandemi dönemi… Hepimizin, her şekilde korunması gereken bir dönem. Okullar kapalı, ama Özel eğitim veren merkezler açık… Özel eğitim öğretmenleri katmerli risk altında maalesef. Mesafe, temizlik…ayrımında olamayabilecek gibi öğrencilerle uğraşıyorlar.Öğrenciler de risk altında elbette. Ve aileler ve çevresi…Bu çifte standartları hiçbir zaman anlayamadım ki, yine anlamıyorum.

Güzel şeyler yazmak isterdim aslında, ama olmayan bir şeyi yazamadım galiba. Dilerim kutlanmaya değer günlerde güzellikle, onurla kutlayacağımız, öğretmenlerimize hak ettikleri değeri verdiğimiz günlerde kutlarız bu günü… Birgün, ama bugün değil.

SUNA ÇİFTCİ

Etiketler: »
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kelime Ardı Yolculuk

    23 Ocak 2021 Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Suna Çiftci, Yazarlar

    Size de olur mu bilmiyorum ama benim çok sık yaptığım bir edimdir bir şeylerin peşine düşüp savrulmak. Eminim şimdi çoğunuz, “Nasıl yani?” diyor. Hemen söylüyorum. Durup dururken, her hangi bir şeyle uğraşırken, bir yazıyı okurken, bazan yürürken, bazan yemek yaparken...bu liste çok uzatılabilir anlayacağınız üzre, bir kelime, bir müzik, bir filmin bir sahnesi, bir oyuncu, bir yer, bir isim...aklıma geliverir. Hepsinin tek ortak özelliği, her ne ise tamamlanmamış, eksilmiş ya da ilk kez rastlanıyor olmasıdır. İşte bu gibi zamanlarda iş başa dü...
  • İkindiler

    16 Ocak 2021 Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Suna Çiftci, Yazarlar

    Kışta en sevmediğim yan ne biliyor musunuz? Hayır, öyle soğuğu, yoksula düşmanlığı, lahana gibi ve pahalı giyinme koşulları değil. Onda en çok kızdığım o kısacık günün içinde en sevdiğim zaman dilimi olan, öğleyle akşam arasındaki İKİNDİ vaktinin neredeyse hiç kalmayışı… Oysa ne güzeldir ikindiler. Hoş bir mahmurluk çöker insana, bir kaç saat sonra gelecek olan güzel akşam serinini hayal etmek ne güzeldir. Çocukluğumun ve genç bir kadınlığımın ikindileri çok güzeldi. Çocukken ve genç kızken, anneanemin eski Rum evinde, üst katta sözde uyum...
  • YARIŞ-MA

    14 Ocak 2021 Gündem, Köşe Yazıları, Suna Çiftci, Yazarlar

    Yarışma programlarını sever misiniz, izler misiniz, bilmiyorum. Her zevke , her alana göre olanı var maaşallah. Yakın zamanlara dek sadece bilgi yarışmaları vardı, hem de prime-time içinde yayınlanırdı. Artık günün her saati her konuda  yapılan yarışlar var. Her zevke, her keyfe göre. Hiç itirazım yok elbette, isteyen istediğine bakar da biraz dikkatlice bakınca hepsinde bana tuhaf gelen bir şeyler buluyorum. Belki siz de böyle düşünüyorsunuz zaman zaman. En yeni, yeniden başlayan ile başlayalım mesela. Surviver adında olanı diyorum. Ül...
  • Azizler Filmi

    11 Ocak 2021 Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Suna Çiftci, Yazarlar

    Eskiden sadece sinemada, beyazperdede olurdu filmler... Sonrasında televizyonda da alıştık onlara. Şimdi ise pek çok değişik platformda onlarca, yüzlerce film var. Eskiden Oscar alan bir filmi herkes duyar bilirdi, merak ederdi. Artık ödül veren törenler de çok çeşitlendi. Kendi adıma, yetişemiyorum. Bilmiyorum siz ne alemdesiniz? Geçtiğimiz yıl maalesef en büyük keyiflerden biri olan filmi sinemada izlemek de yerini, uyumlu büyük ekran Tv, bilgisayar, tablet ya da telefon ekranından izlemeye bıraktı. Düşünüyorum da, dış etkenler her geçen gün...