Sağlık sisteminin ağır yükünü omuzlayan asistan hekimlerden biri Dr. İlyas Kavak. Kardiyoloji ihtisasını bitirmek üzere. ‘Giden gitsin’ denilince yaşadığı üzüntüyü, kırgınlığı ve öfkeyi anlattı. Bir hekim nasıl yetişir, hangi aşamalardan geçmesi gerekir en kısasından aktardı.

Sağlık emekçilerinin 14 Mart Tıp Bayramı’nda başlattıkları g(Ö)rev bugün de sürüyor. Sağlık hizmetinde en ağır yükü çekenlerin başında yer alanlar hiç kuşkusuz asistan hekimler. Onlardan biri 34 yaşındaki Dr. İlyas Kavak. Kavak, İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü’nde uzmanlık eğitimini tamamlamak üzere. Uzmanlığı bitince iki yıl daha mecburi hizmet yapacak. Bir hekim nasıl yetişiyor? Hangi aşamalardan geçiyor. Henüz lise öğrencisi oldukları dönemden itibaren nasıl bir disiplinle çalışıyor? Amaçları iyi para kazanmak mı? Bunca güçlüğün içinde ne bekliyor, ne istiyorlar. İçlerinden İlyas Kavak’a tüm bunları sorduk.


“Eskişehir doğumluyum. Akademik anlamda iyi bir öğrenciydim. Pamukkale tuttu. Denizli’ye gittim. İlk başvurumda yurt çıkmadı. Özel yurtların hepsi tarikat yurtlarıydı gitmedim. Misafirhanelerde kaldım bir süre. Sonra yedekten KYK yurdu çıktı. 6 kişi bir odada kalıyoruz. Gürültüde çalışmak zor oldu. Çalışma salonları var yurtta ama 60 kişi aynı salonda. Her biri kitap sayfası çevirse yeter.

Sandalyeden bile kalkamıyorduk: Sınav dönemleri ağırdı elbette. Saatlerce masadan kalkmadan çalışıyorsunuz. Arkadaşlarım “Bu hafta sadece senin sırtını gördük” diyordu. Ama sonu güzel olacaktı, o gayretle devam ettim. Son sene intörn olarak görev yapıyoruz. Şimdi intörnlere çok düşük bir ücret veriliyor. Bizim dönemde hiç verilmiyordu. Eğitim adı altında iş yapıyorduk. Personel eksikliği bizle kapatılıyor. Hemşire sayısı az. Onların işlerini de yapıyoruz. Uykusuz nöbetler.

İlk ayda tükenen hayaller: Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı (TUS) düşünmüyordum. 2012’de İstanbul’a atandım. Aile hekimliğine başladım. Nöbet yok vs. ücret de iyi görünüyordu. Ama inanılmaz bir kavga, tartışma, talepler, hayal ettiğim sevgi saygı yok. İlk ayda hayal kırıklığı yaşadım. Neyse böyle olmayacak TUS’a gireyim dedim. Aile hekimliğine devam ediyorum hem de TUS’a hazırlanıyorum. Bir yıl boyunca sadece iş ve ders çalışmadan ibaret bir hayat sürdüm. Sosyal hayattan kendimi dışladım. Kardiyoloji istedim, oldu. 2017’de başladım uzmanlığa, bitmek üzere. Uzmanlığı alınca mecburi hizmet yapacağım 2 yıl. 36 yaşına geleceğim. Eşim de hekim. 7 yıllık evliyiz. Çocuğa vakit olmadı henüz.

Şiddet nereden gelecek diye beklemek: “Giden gitsin” denince üzüntü ve öfke hissettim. Sanki tek derdimiz para gibi hissettiriliyor. Bu kadar çabayı para için göstersek başka bir iş yaparız. Bu özverinin dikkate alınmaması üzüyor ve öfkelendiriyor. Şiddet baskısı var üzerimizde. Doktor acaba buradan bir saldırı gelir mi diye düşünüyor. Yapılması gereken hastanın tedavisine odaklanmak oysa.

Günde 60 hasta bakıyorum: 50 dakikada toplu taşımayla geliyorum. 8’de başlıyorum polikliniğe. Bizim tıp fakültesi hastanesi pek çok yere göre iyi. 60 civarı hastaya bakıyoruz. Şimdi hastanede kuyruk yok deniyor. Çünkü kuyruk bilgisayar başında. Günlerce randevu almak için uğraşılıyor.

33 saat hastaneden çıkmıyorduk: Hasta bize MR istiyorum diye gelebiliyor. Bu durum hayati riski olan hastanın hekime ulaşamamasına yol açıyor, randevu bulamıyor, çok geç bulabiliyor. Sağlık sistemi genel olarak çökmek üzere. Ayda 10 nöbet tutuyordum. Kanunsuz şekilde 16 nöbet tutturan yerler var. Nöbette 33 saat hastaneden hiç çıkmıyorsunuz. Bu hastalar için tehlikeli hale gelebiliyor.

Gitmiyorum: Yurtdışına gitmiyorum, burada kalıyorum. Mesleğimi seviyorum. Çünkü değişeceğine ve düzeleceğine dair umutluyum.”

kaynak Birgün/SemraKardeşoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here