İnsan ilişkilerinde çıkar dengeleri ve iletişim şekilleri değiştikçe ortaya çıkan davranışlar, toplumun genel karakteristik yapısını gözler önüne seriyor. İletişim araçlarının çoğaldığı bu zamanda sergilenen sahte yakınlıklar, insanların taşıdığı ikiyüzlülüğü hiçbir yoruma gerek bırakmadan doğrudan ortaya koyuyor.
Bazen bir köşeye çekilip etrafı izliyorum; herkes birbirinin numarasını telefonuna kaydetme, takipçi listesine ekleme derdinde. İşin garip tarafı, o numaraları eklemeden önce arayıp sormayanlar, listeye ekledikten sonra da aramıyor. Numaralar öylece duruyor rehberlerde. Neden diye soruyorum kendime; sırf kenarda bir sayı daha biriksin, yarın bir gün işim düşerse elimin altında hazır bulunsun düşüncesi. Kimse sahici bir bağ kurmak, hatır sormak niyetinde değil. İnsan biriktirdiğini sananlar, aslında cebinde koca bir sahte rehber ” kişiler mezarlığı ” taşıyor. Menfaat ihtimali doğduğu anda hatırlanan o isimler, ilişkilerimizin ne kadar soğuk olduğunu belgeliyor. Eskiden bir insanı tanımak, oturup bir fincan çay içerken dertleşmek demekti. Şimdi ise tanışmak, sadece cam bir ekranda iki profilin birbirini onaylamasından ibaret olmuş.
Sonra bakıyorsunuz, dar günde sırtını sana dayayan, senin kapında sabahlayan birisi düzlüğe çıkar çıkmaz ilk seni unutuyor. Kendisine yol açan, elinden tutup kaldıran insanı ilk virajda bırakmak sıradan bir alışkanlık haline gelmiş. Menfaatler uyuşurken yapılan o büyük sevgi gösterileri, hesapları bittiğinde yerini derin bir unutkanlığa bırakıveriyor. Borçlu olduğunu bile bile arkasını dönüp gidebiliyor. Dün kapısını aşındırdığı kişiyi bugün karşı kaldırımda görünce başını çeviren bu zihniyet, her adımı bir kazanç hesabı üzerinden atıyor. Emek veren, fedakarlık yapan insan ise günün sonunda bir kenara atılmış olmanın ağırlığıyla baş başa kalıyor.
İşin bir de kimsenin görmediği, kendi kendine konuşulan iç odası var insanın. Gün içinde yalnız kaldığında kendi kendine söylenip kendi sorularına yine kendisi cevap veren ne kadar çok insan var etrafımızda. “Zamanında işte ona böyle yapmıştım, o da bana kalkıp şunu söylemişti”, “Para vermiştim, dar gününde yardım etmiştim iyilik yapmıştım ama kalktı bana hak etmediklerimi söyledi” diye kendi kendine kurup duran, içten içe bir hesaplaşma tiyatrosu oynayan insanlar… Herkes bir diğerinin nankörlüğünü kendi vicdanı mahkemesinde yargılarken, sıra kendi yaptığı hesaba geldiğinde dili tutuluyor. Kendi menfaati için başkasını harcadığını unutup sadece kendisine yapılanı dert eden bu iç monologlar, aslında toplumun ne kadar derin bir güvensizlik içine düştüğünü açıkça anlatıyor.
İşin en acı tarafı da bu nankörlüğü yapanların dışarıda ahlak ve samimiyet nutukları atması. Sorsan herkes sütten çıkmış ak kaşık, herkes kusursuz doğruluk timsali. Menfaati için en yakınını gözünü kırpmadan harcayanlar, dışarıya karşı sadakat dersi vermeye bayılıyorlar. Yaptıkları ikiyüzlülüğü binbir türlü kılıfın arkasına saklayıp kendilerini aklıyorlar sanki. Çıkarları bittiğinde takındıkları o soğukluğu Güneş tutulması, Ay tutulması, Merkür gerilemesi ya da Mars kontağı diyerek gökyüzüne bağlamaya kalkanlar da var. Kendi bencilliğini gezegen hareketlerine havale edip sıyrılmak ne kadar da kolay ya!
Artık kutlamaları bile mekanik hale getirdik. Kalemi çoktan unuttuk, klavyeyi de terk etmeye az kaldı. İnsanlar klavye köşelerindeki mikrofon işaretine basıp iki lafı sesli söylüyor, sonra ekranda metne dönüşsün diye bekliyor. Yahu oraya konuşana kadar çevir o numarayı, doğrudan ara o kişiyi, sesini duyur! İki çift samimi laf etmekten, doğrudan iletişim kurmaktan kaçınmak her şeyi makinelere havale etmek, asosyalliğin nasırlaşmış halinden başka nedir? İnsanlar birbirlerinin sesini duymaya, gözünün içine bakmaya tahammül edemez oldu.
Şimdi bütün bunları okuyup içinden Sen bunları anlatıyorsun da sanki kendin çok mu matahsın? diyenlerde olacaktır; peşinen söyleyeyim, kendimi bu çarkın dışına çıkarıp ahlak zabıtası olmuyorum, ben sadece hepimizin yüzleşmekten korktuğu o ortak aynayı tuttum. İşin özü çok net.. Çıkar bittiği an takınılan o vurdumduymaz tavır, arkasına sığınılan sahte bahaneler ve kendi kendine oynanan o iç hesaplaşmalar, kimsenin inkar edemeyeceği ortak bir insanlık ayıbıdır. Bu aynaya bakan herkes, kaçamayacağı kendi gerçeğini görür.
İRFAN EGE – Kelimelerin günlük hafızası..


